• Monday, May 22, 2017
JEOPOLİTİK YAKLAŞIM NEDEN ÖNE 0 Yorum 2 BEĞENİ

JEOPOLİTİK YAKLAŞIM NEDEN ÖNEM KAZANDI?

Dr. Ataalp PINARER
Dr. Ataalp PINARER
Jeopolitika Uzmanı

       

 

 JEOPOLİTİK YAKLAŞIM NEDEN ÖNEM KAZANDI?

 

 

Britannica Ansiklopedisine göre Jeopolitik, uluslararası ilişkilerde iktidar ilişkileri üzerine coğrafi etkilerin analizi[1] şeklinde tanımlanırken, Longman Çağdaş İngilizce Sözlüğünde “bir ülkenin konumunun, nüfusunun siyasete olan etkisinin incelenmesi”[2] şeklinde tanımlanmaktadır.

Jeopolitik, her şeyden önce, bir ülkenin sınırlarının çizilmesi ve spekülatif bir geleceğe göz kulak olmanın yanı sıra, tarihin ve “coğrafyanın” aynı kare içine yerleştirilmesi, geçmişi anlamak ve geleceği tahmin edebilmek için çok önemlidir.[3]

Jeopolitik disiplinde devletlerin aldıkları kararlar ve uyguladıkları politikaların anlaşılması amacıyla çeşitli teoriler ortaya konmuştur. Klasik jeopolitik teoriler olarak adlandırılan bu yaklaşımlar literatürde i)kara hakimiyet teorisi, ii) kenar kuşak hakimiyet teorisi, iii) deniz hakimiyet teorisi, iv) hava hakimiyet teorisi olarak ele alınmaktadır.[4] Klasik jeopolitik teoriler Soğuk Savaş öncesi dönemde geliştirilen teorilerdir.

Soğuk Savaş sonrası dönemde jeopolitik algısı, coğrafi tanımlamalardan öte geçerek, ekonomik, siyasi, askeri, kültürel ve teknolojik değerleri ön planda tutan bir anlam kazanmıştır. Eleştirel Jeopolitik olarak adlandırılan bu yeni jeopolitik yaklaşımın, klasik jeopolitik teorilerden farkı, eleştirel yaklaşımların siyasi coğrafyaya metodolojik ve kavramsal olarak yeniden katkıda bulunmasıdır.[5]

Eleştirel kuram, stratejik eylemlerin açıklanmasını hedef almaktadır.[6] Özellikle güç eksikliğinin, tecrübeli kişiler ve siyasi realizm tarafından klasik jeopolitiğin ötesine taşınma girişimini yansıtmaktadır.[7] Bu yönüyle Eleştirel Jeopolitik daha geniş çevrelerin ilgisini çeken bir disiplin olmuştur. Klasik Jeopolitik anlayışta; jeopolitik ile sadece devlet adamları, dış işleri mensupları ve kısmen akademisyenler ilgilenirken, Eleştirel Jeopolitikle birlikte siyasilerden akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarından bireylere kadar geniş bir kitle; bu konu ile yakından ilgilenmeye, çalışmalar yapmaya başlamıştır. Bu bakımdan, jeopolitiğin özneleri genişlemiş ve geniş bir kitle bu özneler grubuna dâhil olmuştur.

SOSYAL KONSTRUKTİVİZM

Konunun sosyolojik ve psikolojik boyutuna gelince; bir genelleme yapacak olursak, insanoğlu hiçbir zaman yalnız kalmak istemez demek mümkündür. Belli bir çevrede birliktelik ihtiyacı insanın doğasında vardır. Cannetti[8] insanoğlunun bu ihtiyacını şu şekilde açıklamaktadır;  Topluluklar kendi sınırlarını kendileri belirleyerek kurulurlar. Önce kendileri için bir alan yaratırlar. Bu alana girişlerin sayısı sınırlıdır ve alan tamamen dolduktan sonra içeri girişe izin verilmez. Önemli olan bu sınırlı kapalı alandaki birlikteliktir, dışarıda kalanlar kesinlikle bu birlikteliğe dâhil değildirler. Sınırlı bir alandaki bu birlikteliğin korunması, sürdürülmesi ve güvenliğinin sağlanması ihtiyacı insanları “topluluk” haline getirir. Böylelikle coğrafya ve insan topluluğunun psikolojik ve sosyolojik etkenlerle jeopolitik bir realiteye, millet ve devlet olmaya dönük dinamizmini görmüş oluruz.

Bir insan topluluğunun benimseyerek içselleştirdiği, kendi gerçekliklerinin nasıl oluştuğunu sosyolojinin bir disiplini olan Sosyal Konstruktivizm (social constructionism) açıklamaktadır. Bu bağlamda, Sosyal Konstruktivizm, belli sınırlar içindeki bir coğrafyada bir arada yaşayan toplumların, nasıl birlikte hareket ettiklerini ve karar alma mekanizmalarının nasıl etkilendiğini açıklamaktadır. Toplumsal yapılandırmacılık ya da gerçekliğin toplumsal inşası olarak da adlandırılan Sosyal Konstruktivizm, ortaklaşa inşa edilmiş dünyanın anlaşılmasını ve gelişimini inceleyen sosyoloji ve iletişim teorisine dayalı bir bilgi teorisidir. Teori, karar alma mekanizmasının bireysel olarak değil, diğer insanlarla koordineli olarak geliştirildiğini varsaymaktadır. Teori için en önemli unsurlar şunlardır:

(1) İnsanların, toplumsal dünyanın bir modelini oluşturarak deneyimlerini rasyonel hale getirdiği ve nasıl sürdürdüğü

(2) Kullanılan dilin insanların inşa ettikleri yapının en temel sistemi olduğu varsayımı

Sosyal Konstruktivizm, anlama, önem ve anlamın bireysel olarak değil, diğer insanlarla koordineli olarak geliştirildiğini varsaymaktadır.[9]

İnsanlar, ana babalarından aktarılan ninniler, hikâyeler, aile geçmişi ve atalara ait bilgiler, yakın akrabaların, komşuların, arkadaşların, öğretmenlerin aktardıkları bilgiler, okudukları kitaplar, izledikleri filmler, dinledikleri radyo ve televizyon programları ve hatta günümüzdeki yaygın sosyal medya kanalları ile içinde yaşadıkları toplumla karşılıklı bir iletişim halindedirler. Düşünsel süreçlerimiz çocukluktan itibaren maruz kaldığımız kültürel,  duygusal etkilerin altındadır. Bu iletişim ve etkiler kişinin “ben kimim” sorusuna verdiği cevabı yarattığı gibi; başkalarının da kimlik algısının oluşmasına katkıda bulunmaktadır.

İnsanların ve toplumların “ben kimim” sorusuna yönelik arayışları ve bu soruya verdikleri cevaplar Jeopolitik bir konudur. Çünkü toplumlar aynı zamanda üzerinde yaşadıkları coğrafyanın bir parçasıdırlar. Bireyler de bulundukları coğrafya üzerinde var olan toplumun bir en küçük yapı taşıdırlar.

Millet, din gibi jeopolitiğin unsurları olan, kolektif kimlikler tıpkı benimsediğimiz şahsi kimlikler gibi, benzer süreçlerin sonucu oluşmaktadır. Fark sadece bu süreçte kullanılan söylemlerde ve sürece dâhil olan medya girdisinin boyutundadır. Şahsi kimliklerimiz başkaları ile yürüttüğümüz ve genellikle yüz yüze gerçekleşen interaktif ilişki sonucu oluşurken; kolektif kimliklerimiz ise, popüler kültür ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla yürütülen diyaloglar vasıtasıyla oluşmaktadır.[10]

Sosyal Konstruktivizm teorisine göre, paylaşılan düşünceler, kimlikleri ve aktörlerin çıkarlarını oluşturur ve bu teoride kimlik kavramı öne çıkmaktadır. Ayrıca devletler, bireyler ve sosyal grupların eylemlerinden oldukça etkilenmektedirler. Devletler kimlik değişimi için sosyal süreçlere ihtiyaç duyarlar ve ancak bu süreç sonunda kimlik değişimini sağlayabilirler. “Ego ve değişim” (ego and alter) bu süreçte kimlikle ilgili dönüştürücü potansiyele sahiptir. Dolayısıyla sosyal inşacı bir inceleme içerisinde, aktörlerin birbirlerini nasıl tanımladıkları, çatışma veya iş birliği alanlarının yaratılması için incelemeye dâhil edilmelidir.[11] Sosyal Konstruktivizm teorisine göre bir devletin ortaya koyduğu kimlik ile ön plana çıkan egonun en temel amacı, bölgesel güce sahip olmaktır. İşte tam bu nokta, Sosyal Konstruktivizm teorisi ile Jeopolitik teorinin ortak inceleme alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bölgesel güç olmanın sekiz temel koşulu şöyle sıralanmaktadır; “(1) sahip olduğu kimlik ile tanımlanabilir bir bölgenin parçası olmak, (2) bölgesel güç imajına sahip olmak, (3) bölgenin coğrafi boyutunda ve kendi ideolojik yapılanmasında belirleyici etkisini ortaya koymak, (4) göreceli olarak yüksek askeri, iktisadi, demografik, siyasi ve ideolojik güce sahip olmak, (5) bölge ile bütünleşmiş olmak, (6) güvenlikle ilgili gündemi önemli ölçüde belirleyebilmek, (7) bölgedeki diğer güçler tarafından ve bunun da ötesinde, diğer bölgesel güçler tarafından, bölgesel güç olarak kabul edilmek, (8) bölgesel ve küresel tartışmalarla alakadar olmak.[12]

Konstrüktivizm yaklaşımı uluslararası siyasal sistemin temel aktörlerini devlet olarak kabul ederler. Bunun nedenini Wendt devlet dışı aktörlerin öneminin artmasına rağmen devletlerin egemenlikleri konusunda çok kıskanç davranmalarına bağlamaktadır.[13]

Devlet merkezli görüşü kabul etmekle birlikte devletlerin tamamen izole bir şekilde kalmaları mümkün olmadığı için de diğer devletlerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğinden hareketle, uluslararası sistemin dış politikalara olan etkisini dikkate almaktadırlar.[14] Örnek olarak Wendt, Soğuk Savaş’ın ABD ve SSCB’nin kendi öznel kimliklerinin sayesinde oluşan bir sosyal yapı olarak inşa edildiğini iddia etmektedir. Bu yapıdan dolayı da, ulusal çıkarları kısmen buna bağlı olarak inşa edildiğini belirtmektedir.[15]

 



[1] “Geopolitics," Encyclopædia Britannica Online, 15, http:/ /www.britannica.com/EB checked/topic /229932/ geopolitics, 15 February 2017.

[2] “Geopolitics," Oxford Dictionaries Online, 15 February 2017,

 https://play.google.com/store/apps/details?id=com.oup.gab.odquicksearch&rdid=com.oup.gab.odquicksearch

[3] Dodds,K., 2007, Geopolitics: A Very Short Introduction, New York: Oxford University Press, p. 4.

[4] Ayrıntılı bilgi için bakınız “M. J. Armitage ve R. A. Mason, Air Power in the Nuclear Age, Urbana, University of Illinois Press, 1985; Alfred Thayer Mahan, The Influence of Sea Power upon History, 1660-1783, Boston, Little-Brown,1890, p. 28-81; Nicholas J. Spykn:lan, The Geography of the Peace, New York, Harcourt and Brace, 1942, p. 43; Charles Clover, "Dreams of the Eurasian Heartland", Foreign Affairs, 78, March-April 1999, p. 8-10;

[5] Dodds, K., 2005, Global Geopolitics A Critical Introduction, England: Pearson Education Limited, p.28.

[6] Williams, Howard, Wright, Moorhead, Evans, Tony, A Reader in International Relations and Political Theory, Published by John Hopkins University Press.

[7] Haverluk, Terrence W., Kevın M. Beauchemin, Brandon A. Mueller, 2014, The Three Critical Flaws of Critical Geopolitics: Towards a Neo-Classical Geopolitics, Academy Scholars Program,USA, Geopolitics, 19, p.19–39.

[8] Canetti, E., 1973, Crowds and Power, London: Penguin, p. 17.

[9] Leeds­Hurwitz, W., 2009, Social construction of reality. In S. Littlejohn, & K. Foss (Eds.), Encyclopedia of communication theory. (pp. 892­895). Thousand Oaks, CA: SAGE Publications, Inc. doi: http://dx.doi.org.ezproxy.fau.edu/10.4135/9781412959384.n344

[10] Dittmer, Jason. Popular Culture, Geopolitics, and Identity (Human Geography in the Twenty-First Century: Issues and Applications) (Kindle Locations 3249-3254). Rowman & Littlefield Publishers. Kindle Edition

[11] Stefano Guzzini and Anna Leander (Eds.),2006, Constructivism and International Relations: Wendt and his Critics, London and New York: Routledge, p. 4. 

[12] Beck, M., 2006, “The Concept of Regional Power: The Middle East as a Deviant Case?”, GIGA German Institute of Global and Area Studies, Conference Paper Regional Powers in Asia, Africa, Latin America, the Near and Middle East, December, p.11-12.

[13] Wendt, A., 2013, “Ortak Kimlik Oluşumu ve Uluslararası Devlet”, Uluslararası İlişkilerde Anahtar Metinler, (Çev: E. Erşen),(Ed: E. Diri), Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi, İstanbul, p.329-332.

[14] Wendt, A., 2010, SocialTheory of International Politics, Cambridge UniverstyPress, Cambridge, p.10-11.

[15]Wendt, 2013: 683, age. 


312 Görüntülenme Sayısı
Kategori : JEOPOLİTİKA
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *