• 22 Temmuz 2017 Cumartesi
Kıbrıs'ta gerçek du 0 Yorum0 BEĞENİ
Kıbrıs

Kıbrıs'ta gerçek durum II. Bölüm

1 Ocak 2017 Pazar          

“Nerede hakkaniyet”

Yazar, akademisyen Emete Gözügüzelli, olası anlaşmada Rum Milli Muhafız Ordusu’nun dağılmayacağının söylendiğini kaydederek, “ Bunun manası iyi tespit edilmelidir. O halde nasıl yeni bir ortaklık niyeti vardır? Rumlar neden Kıbrıs Türk askerinin adadan çıkmasını ve garantilerin son bulmasını istemektedir? Nerede hakkaniyet?” dedi.

Gözügüzelli, sözlerine şöyle devam etti: 


“Şimdi çağın gerçekliği ve Rum yönetiminin gerek enerji konusunda izlediği Kıbrıs Türklerini dışlayıcı ve daha da ötesi Türkiye’nin kıta sahanlığını ihlal eden tahripkâr tutumlarını görmezden gelip, bu anlaşmanın temeli sadece karada elde edeceğimiz haklardan ibarettir demek fevkalade yanlış bir değerlendirme olacaktır. KKTC içerisinde belli dış unsurların fonlarını alarak adada barış havası içerisine halkı sokmak isteyenlerin, bu hakikatleri dillendirmekten yoksun tutum içerisinde, 2003’ten beri güneye geçen Türklere yapılan saldırılar, gasp edilen siyasi haklarımızı görmezden gelerek hatta Rum milli eğitim sisteminde öğretilen eğitim programında nasıl Türk düşmanlığı ile donandığını ilkokuldan itibaren görmezden gelerek bugün Rumların masa başında bizlere dayattığı dayatmalar ile nasıl azınlık haklarına layık görüldüğümüzü göz ardı ederek barış söylemi sunanlar bir kez daha düşünmelidir ki adada uzlaşının önünde engel kimdir? 

“Neden, 1993 Yunanistan-GKRY Savunma Doktrini geçerliliğini koruması ötesinde devamlı surette silahlanmaya öncelik veren bir komşumuz vardır?”


Bizler için barış bu adaya 1974 Mutlu Barış Harekâtı ile gelmiştir. Bu zamandan sonra hiçbir surette kuzeye geçen tek Rum’un burnu kanamamıştır. Adada Türk askerinin varlığı ve Türkiye’nin güvencesi büyük bir huzur ve güvenliğin tesisidir. Bu her iki toplum için geçerlidir. Bakınız, niyet iyi mi Rumların sormak gerekir. Öyle ise, neden 1967 senesinde Rum meclisinde alınan Enosis kararı halen varlığını korumaktadır? Neden, 1993 Yunanistan-GKRY Savunma Doktrini geçerliliğini koruması ötesinde devamlı surette silahlanmaya öncelik veren bir komşumuz vardır?


“Nerede hakkaniyet?”


Bugün Rumlar halkına diyor ki, olası anlaşmada Rum milli muhafız ordusu dağılmayacak. Bunun manası iyi tespit edilmelidir. O halde nasıl yeni bir ortaklık niyeti vardır?  Rumlar neden Kıbrıs Türk askerinin adadan çıkmasını ve garantilerin son bulmasını istemektedir? Nerede hakkaniyet? Tüm bu hakikatleri halkımızın iyi değerlendirmesi gerekmekte ve B planı olarak uluslararası alanda artık bütünleşmemizin önünü açacak adımlar atması gerekmektedir. Bunun için evvela izolasyonların kaldırılması, burada yabancı ülkelerin ticari ataşeliklerin açılması konusunda dünya devletleri ile istişarelerin gerçekleştirilmesi hazırlığı başlatılmalıdır. Bunun için lobicilik faaliyetlerimizin dünden daha kuvvetli, sistemli, disiplinli hale getirilmesi için üniversitelerimizden yardımlar alınmalıdır.”


“Başarısızlığın müsebbibi olan kimdir?”


Rumların, Kıbrıs Türklerinin eşit egemenlik haklarını görmezden gelen bir tutum içerisinde olduğunu ifade eden Gözügüzelli, “Şimdi tüm bu gelişmeler karşısında daha çok taviz verseydik diye beyanat sunanlara şunu soralım; başarısızlığın müsebbibi olan kimdir? Rumların müzakere süreçlerinde var olan taleplerini görmezden gelenlerin maksadı nedir? Türkiye süreci baltalamış mıdır ki Türkiye aleyhtarı tutum sergilemeye çabalamaktadırlar? Rumların istedikleri nelerdir? Önce bunu açıklamak gerekmektedir; Rumlar Kıbrıs Türklerinin eşit egemenlik haklarını görmezden gelen tutumlarını başta dönüşümlü başkanlık, AB 1. Hukuk olunması konusu, mülkiyet konusu (bireysel mülkiyet ısrarları), 4 özgürlük, garantilerin tamamı ile kaldırılması, Türk askerinin tamamı ile adadan çekilmesi, çapraz oy gibi üniter bir modelin barındırdığı ve esasen mevcut Kıbrıs Rum yönetiminin “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak devam etmesini öngören dayatmaları söz konusudur” şeklinde konuştu.


“Mevcut süreçte Rumlar AB I. Hukuk olunmasını kabul etmeden nasıl bir eşit temelde anlaşma olabilir?”


İki kesimli yapının göz arda edildiğini ifade eden Gözügüzelli, “Bu düzlemde Kıbrıs Türk tarafının hassasiyet sergilediği ve bunların defaatle BM nezdinde gerçekleştirilen 1977-79 Doruk antlaşmaları ve sonrasında ortaya konan siyasal eşit egemen, iki kesimli iki bölgeli yapının göz ardı edilerek, bugünkü AB unsurunun ve ilkelerinin soruna dâhil edilip çözümlenmesi istenmektedir. Oysa mevcut süreçte Rumlar AB I. Hukuk olunmasını kabul etmeden nasıl bir eşit temelde anlaşma olabilir? AB I. Hukuk kabul edilmemiz halinde Rum yönetiminin AB’ne katılım anlaşmasında mevcut hükümleri ne ise onlar kabul edilecektir. Bu durumda KKTC’de yaşayan tüm Kıbrıs Türkü olası anlaşmada yeni olası Birleşik Kıbrıs modelinde bile eski düzene uymak zorunda kalabilecektir. Bu durumda güneydeki bir Rum eskiden oturduğu mülkü verilecek bölge içinde olmadığı için geri iade talebi, tazminat gibi talepler ile Avrupa mahkemelerine başvurabilecektir. O halde nerede kaldı iki kesimlilik? Nerede kaldı siyasal olarak temsil edilmeme konusu?” ifadesini kullandı.


“Garanti antlaşması neden rahatsızlık veriyor?”


Gözügüzelli, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle de Garantiler konusunda bu nasıl bir iyi niyetli anlayıştır ki uluslararası hukuka uygun düzlemde hazırlanan ve çok taraflı kabul gören Garanti antlaşmalarını “modası geçmiş” addederek önceden “federal ordu kurulması” şimdi mevcut RMMO’nun devamının talebini gündeme getiriyorlar? Ne çabuk unutuldu ki 1960 anayasasında da ortak ordu hükümlerini öngören 129. maddeden 132. madde arasındaki hükümler mevcuttu? Bu nasıl bir kandırmacadır? Geçmişte bu koşullara rağmen kurulamayan ortak ordu olmuştu. Bugün Rumlar tam hızla silahlanmaya devam edecek, ikili veya çoklu askeri anlaşmalar ile başka devletler ile savunma antlaşmaları yapacaklar ve iş garantilere gelince istenmeyecekler, öyle mi? Peki bunda iyi niyet var mı? Mademki adada barış hedef ve tekrardan kurulu düzeni bozma girişiminde bulunmayacaklar o halde neden Garanti antlaşması rahatsızlık veriyor?


“Helenizm ruhuna zarar vermeyecek bir garanti istediklerini görüyoruz”


Hatırlatmak gerekirse, Rum Savunma Bakanı Fokaidis; ‘Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde profesyonel karma ordu kurulacak’ demişti. Bu niyetinin açılımını ise şöyle yapmıştır; “Keşke Kıbrıs Helenizm’ine güvenlik garantisi sağlayacak bir çözüm bulunsa. Böyle bir gelişme olursa, elbette uyum sağlamaya hazır olacak ve profesyonel karma ordu kurma yoluna gideceğiz. Bu orduda askerlik süresi ve mükellef asker olmayacak, sadece profesyonel askerlerden oluşacak. Çözümden sonra garanti istemediğimiz kesindir, en azından kendi kendimizi koruyabilecek durumda olmalıyız. (8 Mayıs 2016). Bu açıklamada bile Helenizm ruhuna zarar vermeyecek bir garanti istediklerini görüyoruz.


“NATO var diyenler görüyoruz”


Şimdi biraz geçmişe döndüğümüzde bu adada Kıbrıs Türklerine var olan saldırılar garanti antlaşmalarına ve adada Türk askeri alayının varlığına rağmen yapıldı. Kıbrıs Türkü yaşadığı zorlu süreçte, Rum’un baskı ve korkusunu ensesinde hep hissetti. Güvenlik kaygısı yaşadı. Peki, o geçmişte kaldı, şimdi böyle bir şey olmaz Avrupa Ordusu var. Hatta NATO var diyenler görüyoruz. 


Bugün NATO, 1998 St. Malo Zirvesi sonrasında artık AB ile birlikte kriz yönetimi operasyonları gerçekleştirdiği doğrudur. Ancak yine de NATO ekseninde hareket edebilmektedir. Türkiye’nin bir NATO ancak AB üyesi olmaması, öte yandan GKRY’nin AB ancak NATO üyesi olmaması AB-NATO eksenli bir güvenlik argümanını zayıflatacak denge unsurundan yoksun bir durumu yansıtmaktadır. Dolayısıyla Lizbon Antlaşmasının 41.maddesi ile NATO antlaşmasının 5. Maddesi ayni sonuca varmaktadır. Savunma ve güvenlik konularında üye devletlerin ortak uyuşması ve oybirliği gerçekleşmesi zorunludur. Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin güvencesi NATO-AB güvenlik mekanizması çerçevesinde çözümlenebilir mi?


“19 Şubat 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberde AB Güvenlik Mimarisinde NATO’nun Rolü başlıklı rapora yer verilmiştir”


Uluslararası arenada hiç şüphesiz devletler uyuşan stratejik çıkarları üzerine hareket etmektedir. Bu bağlamda NATO ve AB çıkarlarının uyuştuğu durumlar da kriz yönetimi, kriz önleme ve çatışma sonrası istikrar sağlama operasyonlarda, savunma yeteneğini geliştirme konularında taraflar birbirleriyle işbirliğine gitmektedir. Esasında NATO ve AB birbirinden farklı nitelikli kurumlar olmasına karşın ortak çıkarlarını koruma gereği hissetmektedirler. Özellikle de Kıbrıs konusunda 19 Şubat 2009 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberde AB Güvenlik Mimarisinde NATO’nun Rolü başlıklı rapora yer verilmiştir. 


“Türkiye’ye “NATO üyelerinin, AB ülkelerinin İttifak’a katılımını veto etmekten kaçınması” çağrısında bulunulmuştur”


Söz konusu raporda Türkiye’ye “NATO üyelerinin, AB ülkelerinin İttifak’a katılımını veto etmekten kaçınması” çağrısında bulunulmuştur. İlaveten, Türkiye dolaylı olarak suçlanarak AB’yle üyelik müzakeresi yürüten NATO ülkelerinin OGSP çalışmalarına ve Avrupa Savunma Ajansı’na daha yakın bir şekilde dâhil edilmesi istenmiştir. 29 Mart 2012’de yayımlanan Avrupa Parlamentosu Türkiye Genişleme raporunda ise AB-NATO stratejik işbirliğinin geliştirilmesini Türkiye’nin engellediği ve bunun dış misyonlarda görevlendirilen AB personelinin güvenliğini olumsuz etkilediğini vurgulamış, Türkiye’ye GKRY yüzünden engellediği AB ve NATO arasındaki siyasi diyaloga izin vermesi; buna karşılık, GKRY’de Türkiye’nin Avrupa Savunma Ajansına katılımı konusundaki vetosunu kaldırması çağrısında bulunmuştur. Tüm bu çağrıların ve baskıların neticesinde Türkiye’den istenen GKRY’ni meşru temsilci olarak tanınması yolunu açabilecek argümanlar olduğu görülmektedir. Kaldı ki GKRY NATO üyesi değildir.”

 

“Türkiye için de ayrı bir güvenlik endişesi doğması söz konusu olabilecektir”


Türkiye için de ayrı bir güvenlik endişesi doğmasının söz konusu olabileceğini ifade eden Gözügüzelli, “Hatırlatmak gerekirse, AB açısından Yunanistan’ın birlik içerisinde GKRY ile tam üye olması ve Türkiye’nin AB’ne üye olma girişimleri önünde Kıbrıs, Ege konularında devamlı surette veto engelini çıkardığının vurgulamak adına ileride Yunanistan’ın ve GKRY’nin Türkiyesiz bir AB’ne katılımını da veto edebileceği ihtimali göz önünde tutulmalıdır. 1996 başında Kardak Krizi sırasında Türkiye-Yunanistan gerginliği ardından Yunanistan AB’ni harekete geçirerek Konsey’den krizin çıkmasında sorumluluğun Türkiye’ye ait olduğunu ve çözümün Lahey Adalet Divan’ına gidilmesi gerekli olduğuna dair bir kararın çıkmasını sağlaması, Türkiye’ye baskı uygulaması dikkate alındığında tek bir ülkenin dahi garantörlüğün Kıbrıs’ta oluşabilecek bir krizde müdahalesini önleyebileceğini ortaya koymaktadır. Kaldı ki NATO-AB garantörlüğünün olası ihtimali içerisinde adada yaşayan Türklerin güvenliği teminat altına alınmasından öte, Türkiye için de ayrı bir güvenlik endişesi doğması söz konusu olabilecektir” dedi.


“Yunanistan GKRY’nin tek yanlı AB’ye girmesinden duyduğu memnuniyet, Simitis’in ‘Enosis’i başardık’ sözlerinden anlaşılır”


Yunanistan’ın Enosis hedefini gerçekleştirme peşinde olduğunun göz arda edilmemesi gerektiğini belirten Gözügüzelli, “Yunanistan GKRY’nin tek yanlı AB’ye girmesinden duyduğu memnuniyeti, dönemin başbakanı Simitis’in Enosis’i başardık demesi ile taçlandırılmıştır. Yunanistan Kıbrıs’taki Türk askeri varlığını adadan uzaklaştırarak NATO/AB güvenlik şemsiyesini oluşturmaya çalışarak fiili Enosis hedefini gerçekleştirme peşinde olduğu göz ardı edilmemelidir. Türkiye’nin AB üyeliğini diplomatik olarak desteklediğini Helsinki zirvesinde ortaya koyan Yunanistan, Kıbrıs konusu, Ege Adaları ya da adadaki Türk askeri meşru varlığını ele aldığı politikalar kapsamında AB içerisinde bu sorunların Türkiye tarafından çözümlenmesi gerekliliği kriterleri Türkiye’nin önüne koşul olarak koymaya devam etmektedir. Örneğin Gündem 2000 raporu bu şekilde alınmıştır. Tüm bunlar ötesinde Türkiye karşıtı lobi ve propagandalar, ayrılıkçı Ermeni ve Kürt politikalarını destekleyen duruş sergilediği bilinmektedir” şeklinde konuştu.


“GKRY, Türkiye’yi güvenlik konularında AB’de lider konumda olmasını önlemek adına hep teyakkuzda kalmıştır”


Gözügüzelli, sözlerine şöyle devam etti: “Nitekim halen GKRY Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakereleri çerçevesinde Avrupa Savunma Ajansı ile işbirliği yapmasını veto etmektedir. Bu veto zincirinde GKRY, Türkiye’nin AB ile güvenlik konusundaki bilgi alışverişini eklemiştir. GKRY, Türkiye’yi güvenlik konularında AB’de lider konumda olmasını önlemek, güvenlik konularında dahi AB içinde tam yetkin halde olmasını engellemek adına hep teyakkuzda kalmıştır. Örneğin, Gürcistan ve Irak operasyonlarında Türkiye’ye bilgi verilmesini, danışılmasını yardım alınmasını veto ile engellemiştir. Zaten Türkiye katılacak olsa dahi karar mekanizmalarında etkin söz sahibi olması engellenmeye devam edilmektedir. (Council of the European Union, Presidency Conclusions, Annex II,2002) 

 

“Türkiye, GKRY ve Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda adil davranmamaları karşısında, Kıbrıs Türklerini güvence altına almaya çalışan bir dizi atılımları NATO içinde gerçekleştirmektedir”


AB’nin özerkliği statüsü gereği NATO üyesi olan Türkiye’ye karşı yürütülen bu politikalar, AB üyesi olmayan Türkiye önünde icra edilecek operasyonlarda tam yetki ile katılımın engellendiği görülmektedir. Türkiye GKRY ve Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda adil davranmamaları karşısında, Kıbrıs Türklerini güvence altına almaya çalışan bir dizi atılımları NATO içinde gerçekleştirmektedir. Örneğin, NATO dışındaki AB ülkelerinin Berlin Artı çerçevesinde NATO istihbarat bilgilerini kullanmasını veto etmektedir. Bunda GKRY’nin Türkiye aleyhine tutumu birincil faktördür. 


“AB-NATO garantörlüğü kapsamında Kıbrıs konusunda ortaya konan görüşün ne kadar işlerliğinin mümkün olmadığı anlaşılacaktır”


Bunun dışında Türkiye Kosova’da AB görev gücüne katılımda GKRY’nin polis ekibinin yer almasını veto etmiştir. Bu durum da NATO-AB ilişkileri bağlamında vetonun önemine dikkat çeken bir durumdur. Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde bugün AB-NATO garantörlüğü kapsamında Kıbrıs konusunda ortaya konan görüşün ne kadar işlerliğinin mümkün olmadığı anlaşılacaktır. Bu durum Kıbrıs Türklerinin mevcut garantörlük antlaşmaları çerçevesinde olası bir anlaşmada yer alması gerekliliğinin önemini ortaya koymaktadır. 


“Öte yandan enerji koridoru üzerinde yer almamız, gelecek için umut vaat eden bir hakikattir”


Müzakere heyetinin tüm bu yaşanan sorunsalları dikkate alarak mevcut garantiler sisteminin dışına çıkmaması ve tavizkar talepleri olanlara karşı dik durmaya devam etmesi gerekmektedir. Kıbrıs Türkünün meşru egemen hak ve taleplerinin garantiler olmaksızın yerine getirilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmediği sürece de şuan ki sürecin ilerleme kaydetmesi söz konusu değildir. Bu da bize bundan sonraki süreçte KOSOVA örneğinde olduğu gibi dünya ile bütünleşme sürecinde umutsuz olmamamız gerektiğini ortaya koyan en güzel örnektir. Öte yandan enerji koridoru üzerinde yer almamız, gelecek için umut vaat eden bir hakikattir. Özellikle de İsrail gazının Avrupa’ya dahi taşınmasında teknik ve ekonomik olarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasının daha ucuz maliyete sebebiyet vereceği dikkate alındığında bu geçiş güzergâhında KKTC hak ettiği yeri bulacaktır.”

 

“Kıbrıs Türkünün egemenlik hakları masa başında heba edilemeyecek kadar hayati bir konudur”


Gözügüzelli, sözlerini şöyle tamamladı: 


“Son olarak Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı biraz daha verseydi diye çıkış yapanların sağduyulu olması ve Kıbrıs Türklerinin meşru haklarını göz ardı etmeden hareket etmesi yerinde olacaktır. Unutulmamalıdır ki Kıbrıs Türkünün meşru egemen hakları Rumların Helenizm ruhu çerçevesinde yer alan talepleri ile masa başında heba edilemeyecek kadar hayati bir konudur. Bu topraklarda egemen ve hür yaşamamız için Türk bayrağı altında şehit olanların emanetidir KKTC. KKTC meclisinde oy birliği ile kurulan demokratik bir devleti olmanın ötesinde adada Kıbrıs Türk egemen varlığının göstergesidir. O halde bu kişilerin taleplerinde Kimin hakkını kime vereceklerdir? 


“Biz kimin hakları için pazarlık etmeliyiz?”

Masa başında biz kimin hakları için pazarlık etmeliyiz? Bugüne kadar gerek Rum spor birliğine üyelik konusu KOOP olaylarında dahi hiçbir hakkımız verilmedi. Yakın zaman önce güneyde çıkan yangına dahi Kıbrıs Türklerinin yardımını kabul etmediler. Güneyden aldıkları kimlikler ile Avrupa Parlamento seçimlerine katılmak isteyenleri engellediler. Bu ve bunlara benzer çok olay yaşandı, yaşanmaya devam etmektedir.  Tüm bu hakikatlerin göz ardı edilmeden meselenin değerlendirilmesi ve geleceğimizin KKTC çatısı altında dünyada yer alabileceğinin Kosova örneğine bakılarak görülmesi, tanınmanın siyasi bir kurucu işlem olduğunun unutulmaması gerekmektedir. Egemenliğimizin adı olan KKTC Devletimizi korumalıyız. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile var olan bağlarımızın derinleştirilerek geliştirmeli ve dünya ile bütünleşme adımlarını atmamızın artık vaktidir.”

Kaynak: http://www.haberalkibrisli.net/


395 Görüntülenme Sayısı
Kategori : ANALİZLER
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *