• 20 Kasım 2017 Pazartesi
Kıbrıs'ta gerçek du 0 Yorum1 BEĞENİ
Kıbrıs

Kıbrıs'ta gerçek durum

2 Aralık 2016 Cuma          

 

 “B Planı’nı devreye koymalıyız”

 

“1968 müzakere sürecinden beri cereyan eden gelişmelerin ve bugüne kadar uzlaşmazlığın müsebbibi altında kimi görmektedirler ki Türkiye aleyhine bir algı operasyonu yaratmaya çabalamaktadırlar?”

“1974 öncesi insan hakları ihlalleri ile ilgili unutulan, unutturulan bir Ortega Raporu var. Bu rapora iyi bakılsın. İnsan hakları ihlallerinin alasını göreceklerdir”


“Rumlar halen ambargolarını yürütüyor, bir Rum’un Kuzey’den alışveriş yapması bile yasak! Bunlar dahi iyileşmeden, nasıl bir anlaşma olacak?”

 

“’Demokrasi ve insan hakları’ söylemi ile Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan haksız ambargolar hangi insan hakları ile bağdaşmaktadır?”

 

“Bizler için barış bu adaya 1974 Mutlu Barış Harekâtı ile gelmiştir. Bu zamandan sonra hiçbir surette Kuzey’e geçen tek Rum’un burnu kanamamıştır”

 

Akademisyen, yazar Emete Gözügüzelli Kıbrıs Türkünün artık B planını ortaya koyma vaktinin geldiğini kaydederek, “tanınma ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki izolasyonların kaldırılması gerekliliği yönünde net bir tavır sergilememiz yerinde olacaktır. Bir 50 sene daha Rumlar ile müzakere sürecinde bulunmamız mümkün değildir” dedi.


Girne Amerikan Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi/Akademisyen Emete Gözügüzelli, 1968’den beri iki toplumlu görüşmelerin, Mont Pelerin’deki süreci de bir netice sağlayamadığını ifade etti. 

Gözügüzelli;  “İki toplumlu görüşmeler Türkiye’nin tüm iyi niyet ve soğukkanlılığına rağmen netice sağlayamadı. Muhakkak ki Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türklerinin ve Anavatanın hak ve menfaatlerinin korunacak şekilde halledilmesi bizlerin değişmez temennisi ve hedefidir. Tüm bu süreç ve gelişmeler neticesinde belirtmek gerekirse, bütün Türk milletinin üzerinde titizlikle durduğu davamız da haklarımızın Rumlarca gaspına artık müsamaha göstermeye Kıbrıs Türkleri olarak tahammülümüz yoktur. Esasen, bunun muhakkak ve zaruretle uluslararası topluma aktarma zamanı artık gelmiştir. Bu uyuşmazlık içerisinde Rum taleplerini ve uyuşmaz, uzlaşmaz tutumlarını görmezden gelerek başta Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC Cumhurbaşkanını suçlamaya meyil edenlerin tutumlarının esasen ne kadar Kıbrıs’ta var olan hakikatlerden uzak yaklaştığını ifade etmek istiyorum” şeklinde konuştu.


“1963 senesinden beri Kıbrıs Türkünün var olması için maaşları veren kimdi?”


Gözügüzelli, sözlerine şöyle devam etti: 


“Bu duruş içerisinde bulunanlar acaba Kıbrıs’ta 1968 müzakere sürecinden beri cereyan eden gelişmelerin ve bugüne kadar uzlaşmazlığın müsebbibi altında kimi görmektedirler ki söz konusu suçlamalara dayanarak bir algı operasyonu yaratmaya çabalamaktadırlar? Yine sormak gerekirse;1963 senesinden beri Kıbrıs Türkünün yaşayabilmesi, var olması için maaşları veren kimdi? 1974’ten sonra kuzeyi bir cennet haline yolu, binaları, yatırımları, üniversiteleri ile kalkındıran kimdir? Hem de tüm izolasyonlara rağmen? Geçmişte, Kızılay yardımları almada dahi bin bir zorluk ile adanın yüzde 3’lük alanına hapsolan Kıbrıs Türkü değil miydi? 1974 Sampson darbesi ile adayı Yunan adası ilan eden Rumların 1974’e kadar gerçekleştirdikleri toplu soykırımların, Kıbrıs Türküne yaşattıkları göçmenliğin müsebbibi kimlerdi?


“Bu hakikati kimse değiştiremez”


Sorulacak sual çok, lakin şu hakikate tekrar vurgu yapmak gerekmektedir: Biz her şeye rağmen 1968’den beri masa başında Rumlar ile uzlaşmak için görüşmelerde yer alma tavrı sergilemiş tarafız. Bu hakikati kimse değiştiremez. Oysa Rumlar özellikle de 1974 Mutlu Barış Harekâtını çarpıtarak, hatta önceden Kıbrıs Türküne uyguladıkları insan hakları ihlallerini, yönetimden dışlama hadiselerini görmezden gelerek meseleyi bir “işgal” sorunu olarak dünyaya gösterme yoluna gittiler. Masada dayattıkları tek egemen olma tutum ve politikalarını asılsız iddialar ve yayınlar ile haklı göstermeye çalıştılar. Aynı mantık bugün de devam etmektedir. 


“İyi niyetimizi dahi yok sayarak nasıl Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’yi suçlayabilirler?”


Süreçlerin her aşamasında ‘ben egemenim’ mantığı arkasına sığınarak dün savundukları Helenizm ruhunu “Türk düşmanlığını körükleyerek” diri tutmaya çalışmaktadırlar. Bunun aksi olmuş olsa idi bugün Kıbrıs Türklerinin haklarını kabul etmezler miydi? Gali Fikirler dizisini kabul eden de bizdik, sadece 9 madde üzerinde görüşme istedik, masadan kalkmışlardı. Şimdi bunları yok sayarak Annan planı sürecindeki iyi niyetimizi dahi yok sayarak nasıl Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’yi suçlayabilirler?”

 

“1974 öncesi insan hakları ihlalleri ile ilgili unutulan, unutturulan bir Ortega Raporu var”


Ulusal Konsey kararlarına bakılmadığını belirten Gözügüzelli, “KKTC’nin kuruluş sürecine kadar olan zaman diliminde masa başında olup 1977-79 anlaşmalarını imzalamamıza dahi bakmadan hep bir ağızdan kilise öncülüğünde “Garantilerden kurtulma, Türk askerini tamamı ile geri çekme, tüm Rum göçmenlerin geri dönmesi, eski mülklerine geri dönme ve üniter bir modelde Kıbrıs Türklerine adadaki azınlık gruplara verilen haklar ile örtüşen talepler ortaya koydular. Ulusal Konsey kararlarına neden bakılmıyor. Şimdi bunları yok mu sayalım? Hatta 1974 öncesi insan hakları ihlalleri ile ilgili unutulan, unutturulan bir Ortega Raporu var. Bu rapora iyi bakılsın. İnsan hakları ihlallerinin alasını göreceklerdir” ifadesini kullandı.


“Rum’un kuzeyden alışveriş yapması bile yasak!”


Rumların ortaya koyduğu toprak talebinin Kıbrıs Türkleri arasında tartıldığını belirten Gözügüzelli, “Şimdi tüm bunları yok sayarak son müzakere sürecinde Rumların ortaya koyduğu toprak talebi Kıbrıs Türkleri arasında tartışıldı. Aslında 1975 sonrasında gerçekleşen her görüşme masasında Rumların dayattığı Türk tarafının kabul etmediği bir haritadır. Yeni bir harita değildir. Ancak halkımız ne bilsin. Tüm bunları dikkate aldığımızda, Artık Kıbrıs meselesinde iki ayrı egemen varlığın birbirini temsil etmediği gerçeğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Tüm bunların ötesinde artık, Kıbrıs Türkleri üzerinde var olan haksız izolasyonların kaldırılması gerekmektedir. Ne demektir ki 21.yy’da haksız yere izole edilen bir halk dünyadan spordan uluslararası müsabakalara kadar katılması yok sayılacak? Ne demek ki bizlere dünya ile temasa geçilecek uluslararası hava limanları açık olmayacak? Üretilen ürünleri dış dünyaya pazarlanamayacak? Aleni bir şekilde dünya bize ambargo koyuyor. Türkiye olmasa ne olacaktık? Rumlar halen ambargolarını yürütüyor, bir Rum’un kuzeyden alışveriş yapması bile yasak! Bunlar dahi iyileşmeden, nasıl bir anlaşma olacak?” dedi.


“Helenizm ruhu halen Güney’de her siyasi lider tarafından dillendirilmektedir”


Gözügüzelli, sözlerine şöyle devam etti: 


“Rum yönetimi ulusal nedenleri ideolojik ve davranışsal boyutta hep Kıbrıs Türklerini “azınlık” gören bir tutumda devam etmesinin bugünkü adı da Helenizm ruhudur. Helenizm ruhu halen güneyde her siyasi lider tarafından dillendirilmektedir. Bunları görmezden gelmek Rum siyasi tarihini bilmeden görüş ifade etmeye benzer. Bugün Rumların AB üyesi olması ile her ne kadar mevcut anayasa hükümlerine ve uluslararası hukuka aykırı tutum olsa dahi, kuzeyin kontrol edilemeyen bölge görülmesi hadisesinde Kıbrıs Türkleri üzerinde var olan haksız ve yanlı tutumun devam ettirilmesini isteyen ve adil duruş sergilemeyen AB’nin politikalarına dayanmaktadır. 


“Ambargolar hangi insan hakları ile bağdaşıyor”


Nitekim bu yanlı duruş Yunanistan’da yaşayan Batı Trakya Türklerine de sergilenmektedir. O halde sormak gerekmektedir? Demokrasi ve insan hakları söylemi ile Kıbrıs Türklerine karşı uygulanan haksız ambargolar hangi insan hakları ile bağdaşmaktadır? Konu tamamen siyasallaştırılmıştır. Nasıl ki bugün Suriye’de binlerce masum sivil dünyanın gözü önünde katlediliyor ve kimse sesini çıkarmıyor, üstüne Avrupa ülkeleri sınırlarını ve kendilerini olası göçmen krizi karşısında nasıl korur tedbirlerine kafa yoruyor, tekrardan düşünülmesi gereken bir yapı ve gelecek bizleri beklemektedir.” 


“Bugün var olan uyuşmazlığın müsebbibi…”


Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi konusunda değerlendirmede bulunan Gözügüzelli, “Bugün var olan uyuşmazlığın müsebbibi Rumların Kıbrıs Türklerini eşit egemen taraf olarak halen görmeme ve adadan Türk askerini ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünü kaldırmak, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin egemenliğini kısıtlamaya çalışan bir siyaset ile karşı karşıyayız. Bu durumda, şüphesiz ihtilafın tatminkâr ve nihai bir şekilde çözümlenmesinin zorluklarına şahitlik etmekteyiz. Ancak adadaki mevcut barışın korunmasının meşru egemenlik haklarımız yanında garanti antlaşmalarının da değiştirilmeden devam etmesine bağlı olduğu hakikatinin da bizatihi idrak edilmesi gerekmektedir” şeklinde konuştu.

 

“Enosis istenci bugün yerini farklı bir mücadeleye bırakmıştır”


Rumların kırmızıçizgilerinin yeniden sorulması gerektiğini vurgulayan Gözügüzelli, “Bugün bu yapı içerisinde, Rumların kırmızıçizgileri nedir yeniden sormak gerekmektedir? Rumlar geçmişten beri Ulusal Konsey kararları dışında bir politika yürütmemişlerdir. Önceleri Helenizm ruhu dedikleri Kıbrıs’ı Yunanistan’a siyasi olarak bağlama yani Enosis istenci bugün yerini farklı bir mücadeleye bırakmıştır. Rumlar sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bozulmadan devam etmesinden yana üniter bir modelde çözüm aramaktadırlar. Bu bağlamda meselenin özü sanki de 1974 “işgal” meselesi gibi göstererek,1960 öncesi ve sonrasında yaşananları yok sayma yoluna gitmektedirler” ifadesini kullandı.


“Artık Rumların uzlaşmazlığı dünya tarafından kabullenilmeli”


Gözügüzelli, sözlerine şöyle devam etti: 


“Özellikle de Annan Planı döneminde Kıbrıs Türklerine plana evet denilirse izolasyonları kaldıracağı sözünü veren Avrupa başta olmak üzere, BMGK raporu hazırlayan dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın raporunun dahi veto edilmesi hakikati dikkate alındığında, haksız yere senelerce mağduriyet yaşayanın, her daim Kıbrıs Türkü olduğu görülmektedir. Bu ahvalde, yapılması gereken artık uluslararası toplumun Kıbrıs Türkünün üzerinde var olan izolasyonları kaldırılması ve hakkaniyet esasları temelinde adil bir tutuma bürünmesi gerektiğidir. Bu beklentinin de artık siyasi erk tarafından daha ısrarcı bir şekilde dillendirilmesinden korkulmadan hareket edilmesi gerekmektedir. Artık adada uzlaşmazlık yönünde duruş sergileyen Rumların uzlaşmazlığı dünya tarafından kabullenilmeli ve Kıbrıs Türkleri üzerinde var olan haksız izolasyonlara son verilmelidir.”


“Rumlar ile 50 sene daha müzakere etmemiz mümkün değil”


Uluslararası ilişkilerde her zaman var olan bir reel politikanın olduğunu ifade eden Gözügüzelli şöyle konuştu: 


“Devletler kendi çıkarlarına göre hareket eder, bu yönde ittifaklar kurar, üyelikler gerçekleştirir. Bugüne kadar geçen süreç dikkate alındığında, Kıbrıs Türkünün artık B planı olarak tanınma ve üzerinde olan izolasyonların kaldırılması gerekliliği yönünde net bir tavır sergilemesi yerinde olacaktır. Bizler bir 50 sene daha Rumlar ile müzakere sürecinde bulunmamızın artık mümkün olmadığını ifade etmeliyiz. Bazı kesimler BMGK kararlarına atıfta bulunmakta ve bunun söz konusu olamayacağını ifade etmektedirler. Bu noktada Kosova’nın bağımsızlığına vurgu yapmak yerinde olacaktır. Bugün Kosova BMGK kararlarınca Rusya vetosundan ötürü bağımsız ülke olarak BM’de yer almamakta olmasına karşın başta Amerika ve AB ülkeleri, Türkiye dâhil tanımaktadır. O halde defacto olarak görülen Kosova’ya biz devlet değil mi diyeceğiz? Kaldı ki tanıma uluslararası hukukta sadece siyasi bir işlemdir.”


“Sahip olduğumuz gücün farkına varmamız gerek”


Adaya gelen suyun kalkınmada önemli bir rol oynadığına değinen Gözügüzelli sözlerini şöyle sürdürdü: 


“KKTC de defacto durumu olmasına karşın Türkiye tarafından tanınan bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ise bugüne değin bir Anavatan olarak Kıbrıs Türklerinin yanında yer alması, uluslararası alanda maruz kaldığı izolasyonlardan en az şekilde etkilenmesi yönünde Rum-Yunan ve dış unsurların lobiciliği karşısında verdiği mücadele göz ardı edilmemelidir. Bu mücadele verilmemiş olsa idi, bugün KKTC bünyesinde kurulan üniversiteler öğrenci alabilecek miydi? Bizler evvela sahip olduğumuz gücün hem stratejik hem siyasi olarak farkına varmamız gerekmektedir. KKTC Doğu Akdeniz’e açılan bir kapıdır. Bu kapı denizlerde hâkimiyet alanımızı da sağlamaktadır. Enerji güvenliğinin oldukça öne çıktığı bir dünya düzeninde, KKTC kıyılarından geçebilecek boru hatları veya KKTC deniz yetki alanları içerisinde keşfedilecek doğal kaynakların ötesinde, stratejik olarak bir koridor görevinde bulunabileceğimize dikkat çekmek isterim. Ayrıca adaya gelen suyun kalkınmamızda, siyasi olarak bunu komşu ülkeler nezdinde kullanabilecek güç elde etmemizde bir kapı açabileceği de dikkate alınmalıdır.” 

 

Kaynak:

www.haberalkibrisli.net; Özge Kizir 


465 Görüntülenme Sayısı
Kategori : ANALİZLER
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *