• 17 Ekim 2018 Çarşamba
İSMAİL GASPIRALI VE 0 Yorum1 BEĞENİ
İSMAİL GASPIRALI VE İSLAM

İSMAİL GASPIRALI VE İSLAM

Monday, March 27, 2017          

 

Ataalp PINARER

            Bugün Türk dünyasının yetiştirdiği büyük modernleşmeci, reformcu, eğitimci, aydınlanmacı fikir ve aksiyon adamı İsmail Bey Gaspıralı’nın ebediyete intikalinin 102’nci yılı.

            İsmail Bey Gaspıralı, daha genç denebilecek bir yaşta,  24 Eylül 1914’te yakalandığı akciğer hastalığı nedeniyle Bahçesaray'da vefat etti ve Bahçesaray'da Kırım Hanlığı'nın kurucusu Hacı Giray Han'ın türbesi yakınlarında toprağa verildi. Gaspıralı'nın mezarı 1944 yılında Kırım Tatarlarının topyekûn sürgün edilmelerinden sonra sayısız Kırım Hanlığı eseri ile birlikte tahrip edildi ve ortadan kaldırıldı. O adeta yaşarken bunu hissetmiş ve şu dizeleri yazmıştı.

            “Doğmuşum ben Avcıköy'de bin sekiz yüz elli birde.

Mekânımdır Bahçesaray mezarım kim bilir nerde.”

Ulu Hoca İsmail Gaspıralı’yı ve onun birçok konudaki düşüncelerini anlatmak için kitaplar gerekir. Ancak bu vesileyle, O’nun İslam Dini ile İslam toplumlarının geri kalmışlığının nedenleri ve çözüm yollarına ilişkin düşüncelerini açıklamaya çalışacağım.

Gaspıralı dinî bir eğitim, medrese eğitimi görmemişti; tam tersine, tamamen Batılı bir tarzda, Rus Okullarında ve Rus Harp Okulu’nda okumuştu. Bir din âlimi hiç değildi. Ancak felsefi, sosyolojik, tarihsel ve en önemlisi saptanan hedefe yönelik fayda noktasında, pratik açılardan İslam dinine yönelik bir bakış açısına sahipti. Dinin, kültürün en önemli ögelerinden biri olduğunun ve özellikle asimile olmaya karşı direnme noktasında nasıl bir savunma mekanizması oluşturduğunun farkındaydı. Bunun ötesinde, temel tespitlerinden birisi; tüm İslâm toplumlarındaki geri kalmışlık, gelişmemişlik, gayri modernlik gibi ortak sorunların varlığı idi. Ona göre, madem sorunlar ortaktı, çözüm de ortak aranmalıydı. Dinin oluşturduğu dayanışma ruhu ile gerçek öz inanca ulaşıldığı takdirde, “Darürrahat Müslümanları” adlı futuristik romanında anlattığı gibi Müslümanların en modern, müreffeh ve gelişmiş bir devlet ve toplum yaratmamaları için bir neden yoktu.

Gaspıralı’ya göre İslâm Türk milleti kavramının ayrılmaz bir parçasıydı. Halkın bu yöndeki bağlılık veya kültürel yapısını başka bir kavram ile ikâme etmesi durumunda kendi ideallerine yönelik bir başarı şansı olamayacağının bilincindeydi. Ancak, onun çabası geleneksel dinî kimlik temelli kültürü, modern anlamda bir millî kimliğe ve kültüre uzlaşı içinde dönüştürmekti. Gaspıralı, özellikle İslam’ın kültürel, sosyal ve siyasî dayanışma ve birliğinin ortak sorunlara getirebileceği katkılar bağlamında, İslâm ve İslâm dünyasına büyük ilgi göstermekteydi.

Gaspıralı, imanın ve aklın uzlaşabilir olduklarını savunuyor, hatta ikisinin de ayrılmaz bir içiçelik içinde olduklarını anlatmaya çalışıyordu.[1] Belki de gelenekçi veya tutucu muhaliflerinden en önemli farklarından birisi buydu. Bu yönüyle, Abdülkayyum Nâsırî ve Şihabettin Mercanî’nin başını çektiği Kazanlı öncü reformcu[2] âlimlerin oluşturduğu felsefi temelden yararlanmış olduğu görülmektedir.

Gaspıralı bu ana düşünceler temelinde Dünya Müslüman Kongresi toplamak için çalıştı. Bu kongrenin toplanması için yaptığı en önemli çağrılardan biri olan, “Nedve-i Umumi” (Genel Kongre) başlığıyla, 20 Eylül 1907 tarihinde Tercüman Gazetesi’nin 56. sayısında yayınlanan makalesi, ünlü şarkiyatçı Vambery tarafından “A Mahomedan Congres in Cairo” başlığı ile İngilizceye çevirilerek 22 Ekim 1907 tarihinde The Times gazetesinde (No:38, 470) yayınlandı.[3] Böylelikle bu Kongre fikri Batı Dünyası’nın ilgi alanı içine girmiş oldu. Ancak bu olay, Gaspıralı İsmail’in yazıları, fikirleri ile genel olarak Tercüman Gazetesi’nin Batı dünyasında takip edildiğini göstermesi açısından ayrıca çok anlamlıdır.

Makalesinde, Müslüman dünyasının genel bir geri kalmışlık içinde olduğuna vurgu yapan Gaspıralı, bu durumun nedenlerinin açık olarak tespit edilmesi gerektiğini ve genel olarak Müslümanların yaşam biçimi ile bağlantılı olan bu sorunlara çözüm bulunması adına, genel bir hareket tarzını kabul etmenin faydalı olacağını ileri sürmekte ve bu maksat doğrultusunda, genel bir İslam Kongresi toplanmasını şu sözlerle istemektedir[4]: Alem-i İslamiyete dikkatli bakılırsa Müslümanların her nerede ve nasıl idare altında olursa olsunlar, komşularına ve sair milletlere göre hep geride kaldıkları teessüf ile görülmektedir. Bu hâlimizin ve hâle bais (sebep) olan marazın sebeplerini açık olarak keşf ve tayin etmek lâzımdır. Lâkin meseleler gayet büyük ve ağır olduklarından ve her biri, medeniyet ve maişet-i İslamiyenin (Müslüman yaşam biçimi) tecdit ve taklibine taalluk ettiklerinden (yenilenmesi ve değiştirilmesiyle ilgili olduklarından), parakende surette fikir ve amel yürütmekten ise umumî bir tarz-ı hareket kabul edilmenin daha ziyade semerebahş (verimli, yararlı) olacağı tabiîdir.

Şimdi de daha büyük ve daha şümullu bir nedve-i umumi (genel kongre) teşkil edilip müsademe-i efkâr ile (fikir tartışmalarıyla) barıka-yı hakikat ayan (gerçeğin parıltısı belli) edilmeğe çalışılırsa, âlem-i İslâmiyet için pek ziyade nafi (yararlı) olurdu, zannederim.”

Gaspıralı Mısır’a ilk ziyareti sırasında 1 Ekim 1907 tarihinde, Kahire’de Continental adlı otelde Mu’ayyad gazetesi başyazarı Şeyh Ali Yusuf tarafından düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, İslam dünyasının geri kalmışlık durumunu açıkladıktan sonra, Arap, Türk, İranlı veya Hintli olsun Müslüman milletlerin yapısında ilerleme ve gelişmeye engel bir unsur olmadığını ve bu ortak soruna çözüm bulmanın mümkün olduğunu belirtiyordu. Ona göre bir milletin ekonomi ve ticarette gerilemesi çöküşün başlangıcıydı, ama asıl sorun kendi bünyemizdeydi: “Âlemi İslamiyetin düşkünlüğüne bir derece Amerika kıtasının keşfi sebep olmuştur, zannederim: Şark ile garbin eski yol ile ticaretinde memaliki İslâmiye umum Kervansaraydı, büyük istifadeler ediyordu. Amerika’nın keşfi deniz ticaretine, deniz yollarına meydan açıp memeliki İslâmiyeye sekte durgunluk getirdi. Bununla beraber Avrupa’da makinacılık terakki edip bizim eski usul tezgâhların emteası derece derece pazarlardan çekilip fabrika imalatı meydan aldı, galebe çaldı,” diyerek ekonomik gelişme temelli bir analiz yapıyor, adeta üretim metodlarında gelişmeye ayak uydurulamamasını hatırlatıyordu. Ancak sorunun asıl nedeninin bu olmadığını ve gerçek nedeni, toplumların kendi bünyesinde araması gerektiğini şu sözlerle söylüyordu: Lâkin bizleri yıkan, düşüren yalnız bu olmasa gerektir. Belki daha ziyadesi fenâ adetlerimizden, evham ve türlü hurafattan ileri gelmiştir. Bu meselenin halli, esbabı tedennimizin (gerileme sebebimizin) keşfi ve devasının tertibi bir iki adamın iktidarı haricindedir. Binaenaleyh aklı kesiraneme göre asrımızın ulemasından, fudalâsından (olgunlarından), erbabı umur (iş adamlarından) ve üdebasından (yazarlardan) mürekkep ve müteşekkil bir cemiyetin buna çalışmasına ihtiyaç vardır zannındayım.[5]

Gaspıralı, ortak sorunların ortak bir mecliste ve dayanışma ruhu ile bulunacak veya kararlaştırılacak bir temel zihniyet değişikliği ile nihayete erdirilebileceğini öngörüyordu. Ancak onun bu çabası, önemli bir merhale katetmesine rağmen, sınırları içinde çok büyük bir Müslüman nüfus bulunduran İngiltere’nin ve Rusya’nın, düzenlenecek böyle bir kongrenin olası menfi etkilerinden çekinmesine bağlı engelleyici çabaları ve böyle bir faaliyetin Osmanlı Devleti aleyhine bazı hareketlere yol açmasından endişe edilmesi ile muhtemel yönlendirme sonucu Osmanlı Devleti’nin gerekli desteği vermekten kaçınması sonucu başarıya ulaşamamıştır.

İslâm ülkelerinin ve toplumlarının geri kalış nedenlerini bulmak için bu çalışmalar içinde olan Gaspıralı’nın, nedenlere yönelik bir çözümlemesi elbette vardı. Ona göre; “bilim, doğruluk, adalet ve iktidar zayıflamış; bunun sonucunda ticaret, sanayi, zenginlik ve refah yok olmuştu. Geride kalanlar ise sadece cehalet ve batıl inanç, despotizm, yoksulluk, sefalet, teslimiyet ve kölelikti.[6]



[1] Lazerini, E.James, “İsmail Bey Gasprinski and Muslim Modernism in Russia, 1878-1914”, 1973, s 158

2] Kırımlı Hakan, Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1916), Ankara, 2010,s.51

[3] Akpınar Yavuz, (Neşre Hazırlayan), “İsmail Gaspıralı Seçilmiş Eserleri-II, Fikri Eserler), Ötüken Yayınları, İstanbul, 2008, s.366

[4] Gaspıralı İsmail, “Nedve-i Umumi”, Tercüman, 20 Eylül 1907, Sayı:56, s.1-2; Latin harfleriyle aynen aktaran Akpınar Yavuz, a.g.e., s. 366

[5] Bu konuşma iki yıl sonra İstanbul’da Sırat-ı Müstakim’in 3 Ağustos 1909 tarihli ve 48 No’lu nüshasında basılmıştır. Kırımer Cafer Seydahmet, a.g.e., ss.119-123; Aktaran Devlet Nadir, a.g.e., ss.164-169

[6]Gaspıralı İsmail,  “Ulema-yi Asiriyun”, Tercüman, No:40,s.1; Aktaran Lazerini, a.g.e., s.157 

 

 


2532 Görüntülenme Sayısı
  

Sizin Yorumlarınız Bizim İçin Önemli *